Değerli çöplük

Kasım 2002 seçimlerinde % 36 oyla TBMM’de sandalyelerin % 66’sını kazanan AKP dış politikasında “komşularla sıfır sorun” sloganıyla yola çıkmış ve dönemin Başbakanı Abdullah Gül’ün 4 Ocak 2003’de Suriye gezisiyle bölge ülkeleriyle dostluk ilişkilerini kurup geliştirmeye başlamıştı. Kanlı Arap Baharı’na kadar her şey iyi gidiyordu. “Bahar”la birlikte “komşularla sıfır sorun” sloganı en önemli komşu Suriye’yi perişan etme çabasına dönüştü. Hem de bölgenin diğer komşularıyla birlikte. Kolay değil işin içinde “Halife ve Sultan olmak vardı”. Amerikalı abilerimiz öyle fısıldamıştı kulağımıza. Hani şu “BOP” dedikleri kulağa hoş gelmeyen tezgahta. Neyse ki; Sisi her şeyi bozdu. “Komşularla sıfır sorun” “sıfır komşu”ya dönüştü. Bunun da bir çaresi vardı… Erdoğan’ın dış politika başdanışmanı ve dönemin Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı İbrahim Kalın 19 Ağustos 2013 yani Sisi darbesinden bir ay sonra “Türkiye Ortadoğu’da yalnız kaldı’ iddiası doğru değil ama eğer bu bir eleştiri ise o zaman söylemek gerekir ki; bu, değerli yalnızlık.” Sekiz yıl sürdü ama deyim yerindeyse Türkiye’yi süründürdü. Sonuç! Küçümsediğimiz ve söylemediğimizi bırakmadığımız herkese yalvarır olduk: “Gelin bizi şu değerli yalnızlıktan kurtarın”. BAE, Mısır, Suudi Arabistan ve elbette İsrail. Bize hakaret eden Batı’dakileri boş verin. Ne “değer” kaldı ne itibar! Keşke bununla kurtulabilseydik. Dokuz yıllık “değerli yalnızlık” bize pahalıya patladı. Her alanda, her konuda ve her şeyde ülke ve insanlar perişan. Tarım ülkesi Türkiye gereksinimlerinin büyük bölümünü dışardan ithal eder oldu. Bir zamanlar bölge ülkelerinin et gereksinimlerini karşılayan Türkiye dışardan et ithal etmeye başladı. Hem de Müslüman Bosna halkının katilleri Sırplardan. O da yetmeyince hayvanlarımızı beslemek için samanı bile dışarıdan almaya başladık. Tam bu sırada sürekli kavga ettiğimiz ama ticaretimizin rekor kırdığı İsrail’den GDO’lu her şeyi ithal ettik. GDO’lu besinlerle ülkede kanser vakıalarında rekor üzerine rekor kırdık. Çok “değerli yalnızlık”ın sefasını yaşarken yerli ve yabancı şirketlere binlerce maden arama ruhsatı verdik. Onlar da ülkenin ormanlarını, su havzalarını, koylarını ve kutsal topraklarını talan ettiler. Altın bulur “değerli yalnızlık”a değer katmak umuduyla! Ama olmadı. Peki ne oldu? Değerli ülkemiz bizi kıskanan batılı ülkelerin çöplüğüne dönüştürüldü. Bilinen ya da bilinmeyen binlerce ton plastik, kimyasal ve benzeri bilumum atıklar ülkemizin farklı bölgelerinde gömülüyor. Tipik bir üçüncü dünya ülkesine dönüştürüldü Türkiye. Batılı ülkeler bunu hep yapar. Bazen nükleer atıklarını da başka ülkelere gönderir gömdürürler. Tabi ki para karşılığında! Rezaletlerin sınırında yok. Ülke hem “değerli” hem de “yalnız” olunca başına gelmeyen kalmaz. Hadi bir örnek daha verelim… Mülteciler. Aldı üzerinde “değerli” ülkeyiz! Bunu duyan insanlar dünyanın dört bir yanından akın akın gelmeye başladı Türkiye’ye. Bazıları da getirildi. “Evet ama yetmez” diyen büyüklerimizi duyan insanlar çoğalarak gelmeye devam ediyor. Son örnek Afganlılar. Burası yetmeyince ‘yavru vatan’ KKTC ne güne duruyor! Hiçbir ülkenin tanımadığı KKTC’de en az 100 ülkenin vatandaşını bulabilirsiniz. Özellikle Afrika’dan. Bazıları da en son model pahalı arabalar kullanıyor. Herkes size bir hikaye anlatır ve hikayelerin hepsinde uyuşturucu, kara para, kadın ticareti ve mafya fantezileri var. Tabi ki Ankara bağlantılı! Değerli ülke olmak kolay değil!  
http://dlvr.it/SNjkRf

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski