Ada’da bir kış günü

Bozcaada’ya geldim.

Bir günlüğüne…

Hani şimdilerin çok popüler tatil mekanı olan Bozcaada’ya…

Kışın adanın o cıvıl cıvıl hali yok tabi.

Ama biz asıl adayı böyle biliriz.

Biz dediğim, Ada’nın eski yıllarını bilenler… Yani 1980’lerden beri Ada’nın müdavimi olanlar…

Yakar Kaptan’ın teknesini hatırlayanlar…

Ada’da kaç araba olduğunu ve kimlere ait olduğunun bilindiği yılların sakinleri…

Eski Adalılar ve Ada’nın müdavimleri…

★★★

Ada’nın o kadar büyülü bir güzelliği vardı ki… Anlatmaya korkardık…

Çünkü duyacak ve akın edecek insanlar… Ada’mız bozulacak diye aklımız çıkardı.

Ama her ne olursa olsun… Ada’ya bir türlü akın olmazdı… Yıllar yılları kovalar ama Bozcaada’ya o beklenen akın hiç olmazdı.

Zaman sanki Ada’da ağır işliyor gibiydi. Yeni bir dükkanın açılması… Veya birinin yeni bir inşaat yapması yıllar alan gelişmelerdi.

Bütün ada halkının da haberi olurdu.

★★★

Zaten Ada’da hayat, herkesin birbirinin yaşamına birinci elden tanık olması demektir.

Kim ne zaman evlendi, ne zaman hastalandı, kimin oğlu hangi okulu kazandı Ada’lıların bildiği konulardır.

Adalı olmak adeta büyükçe bir konakta hep birlikte yaşamak gibi bir şeydir.

Herkesin her şeyden haberi olur…

Hatta evdeki bağırışmalar ve kavgalar bile ışık hızıyla duyulurdu.

★★★

80’lerin sonlarına yaklaştığımız günlerden birinde…

İlk kez tencere yemekleri satan bir lokanta açılmıştı. Çamlık’ta…

Köftecilerin ve meyhanelerin dışında esnaf lokantası herkeste merak uyandırmıştı.

Ada’nın yerlileri kutlama ve kafa çekme dışında lokantada yemek yemeyi hele hele tencere yemeği yemeyi ayıp saydıkları için lokantayı doldurmak biz Ada’nın dışarıdan gelen müdavimlerine kalmıştı.

Ben de sırf merakımdan bu yeni açılan lokantaya dadanmıştım.

Babamın verdiği cep harçlığından kıyıp lokantaya gidiyordum.

– Bana bir zeytinyağlı taze fasulye…

Bir gün abarttım..

Hem öğlen hem de akşam lokantanın yolunu tuttum…

Oysa evimizde çok daha lezzetlisi ve çeşitli yemekler vardı.

Ama Ada’da değişik bir şey yapabilmek o kadar ayrıcalıktı ki…

– Bana bir tabak zeytinyağlı fasulye lütfen…

Adalı bir komşu amcamız beni hem öğlen hem de akşam lokantada görmüştü….

Seslendi…

– Gürkan’cığım fasulyeyi çok seviyorsun galiba…

★★★

Ada’da o yıllarda vapur karşılamak diye bir ritüel vardı.

Kordondaki tek çay bahçesi olan Nail’in Yeri’nde oturmaktan sıkılan aileler…

Akşam son vapurun iskeleye yanaşmasını beklerlerdi. Sanki bir yakınları gelecekmiş gibi meraklı gözlerle vapura bakarlardı.

Kaç araba geldi? Hangi plakalı arabalar… Kime misafir olacaklar?

★★★

Bugünden bakınca tuhaf gelebilir size…

Ama o yılları yaşadık…

Geçen sene bayram tatilinde Ada akına uğrayınca sanırım Kaymakam Bey çağrı yapmıştı.

“Fırınımız ekmek yetiştiremiyor… Kanalizasyonumuz taşıyor… Lütfen gelmeyin artık”

Kaymakam beyin çağrısını okuduğumda o yıllar aklıma gelmişti.

★★★

İnstagram çağı böyle bir çağ…

Daha doğrusu sosyal medya çağı…

Bir güzelliğin duyulması için bir İnstagram postu veya bir youtuber’ın oraya gitmesi yeterli…

Anında ışık hızıyla yayılır ve o bakirlik hızla kaybolur…

Hatırlayın…

Kars’a giden nostaljik Doğu Ekspresi… Kısa sürede İnstagram turuna dönüşmemiş miydi?

Çünkü çağımız o kadar sürat çağı ki… Kimsenin vakti yok durup güzellikleri anlamaya… Duyumsamaya…

Kimse derinleşemiyor…

★★★

Bozcaada gene de yerinde duruyor… 80’lerden bu yana en azından yapı kirliliği oluşmadı diyebilirim…

Kısmen de olsa eski mekanlarını ve tarihsel dokusunu koruyabilmiş…

Sadece…

Yazın onbinlerce tatilcinin akınıyla… Adım atılması güç bir yer halini alıyor.

Türkiye’nin başarılı grafik sanatçısı Geray Gençer de benim gibi adanın eski müdavimlerinden…

Sık sık adayı konuşuruz…

Yani…

Mart ayında adaya gidenler…

Ekim’de buz gibi denize girenler…

Ve konuşmalarımız hep şöyle bitiyor.

Yaz instagramcıların olsun. Geriye kalan 9 ay bize fazla fazla yeter.

Ada’yı duyumsamak isteyenler için.


Korkusuz Gazetesi https://ift.tt/eA8V8J https://ift.tt/3p9oSab

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski