Bir sene öncesini arar olmak!


Çok değil, günümüzden sadece yedi sene önceydi. 23 Ocak 2013’ü gösteriyordu tarihler. Blogumu yeni açmıştım. Kitaplardan, filmlerden, tiyatrolardan bahsediyordum o zamanlar. Çok detaylı olmasa da gündeme dair eleştirilerimi dile getirmişliğim bile vardı! Şimdi dönüp baktığımda –“çok değil sadece yedi sene öncesinin” bile, günümüzden daha iyi olduğunu- tarif edilemez bir duyguyla görüyor ve dilimi yutmuşcasına susuyorum… Bu duygunun adı başlı başına hüzün değil, acı değil, nefret değil, pişmanlık değil, kadersiz coğrafya isyanı değil, cehalete kızgınlık değil. Çok daha öte bir şey! Belki de sözün bittiği yer, ya da  söylemekten ve hatta hissetmekten bile yorulmak gibi bir şey! 



Gündem çileli, gündem ağır! Ne söylesem, ne desem, dedim ya nasıl tarif etsem…

 Virüs var mesela bu aralar. Biliyorsunuz Adı Corona! Çin’den çıktı, bütün dünyaya yayılmakla meşgul. Gündelik hayatın içinde sadece bir anlık haber olarak çıkıyor karşımıza.  Bir alt yazı geçiyor; mesela şöyle:

-        Virüs İtalya’da da görüldü!

 Sonrasında araya başka görüntüler giriyor. Eskilerin deyimiyle velhasıl-ı kelam  bişeyler bişeyler oluyor ve sanki bir filmin jeneriği gibi hızla akıp gidiyor bütün bu şeyler gözümüzün önünden! Politik aCıtasyonlar, insagramda birilerinin mutlu anlarını paylaşmaları, diğerlerinin “Dünyada bunca olay varken sen nasıl oluyor da böyle gülebiliyorsun!” çemkirmeleri… Elektriğe, yola, şuna buna yapılan zamlar, imara açılan ormanlık alanlar. Sonra başka bir alt yazı:
-        Şurda deprem oldu!

Sonra bir kaç gün "evlerin nasıl da depreme dayanıksız olduğu" konusunun tartışıldığı, ya da tartışıldığı algısının yansıtıldığı haber programları, sonra deprem vergilerinin nereye gittiği sorusu. Ve Kızılay’ın mesajla bağış istemesi, ve Kızılay’ın Amerika’da açtığı yurtlar falan filan. Ne olup ne olmadı derken gündeme düşen savaş güzellemeleri… Ölen, öldürülen insanlar ! Vatansız kalan insanların hayatta kalma noktasında kendilerinden ve belki de karakterlerinden verdikleri “vermek zorunda oldukları” tavizler ve Acun’un “surviver’ında “Aç kaldık, güçten düştük!” diye ağlayan karikatür tipler… Kırılan reyting rekorları!

Sınırlara sürülen ve pazarlık konusu yapılan insanların dramları, o insanların kaçma hayalleri, o insanların dengesini bozduğu diğer insanların “defolup gitsinler” çığlıkları…

Coğrafyamızda her şey, ama her şey böyle çileli devam ederken, İsviçre’de ya da Finlandiya’da, ya da Prag’da, ya da Avusturya’da akan normal hayatlar…

Ben ne diyeyim, daha ne diyeyim; ben şimdi daha fazla ne diyeyim…

Ne diyor şair,

"Ne gelir elimizden insan olmaktan başka!" 

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski