Lviv Gezi Hikayem -8 / Avlular, Sokaklar ve Opera Bileti


Bugün şehirde ilk günümüz. Öğlene doğru dışarıya çıkıyoruz. Hava biraz bulutlu, ama soğuk değil. Kahvaltı için bilinen bir kafeye gidiyoruz. Kahve ve vişneli krep alıyorum. Aslında tam krep de değil bu. İncecik çıtır hamurun içine meyve jöleli, reçel gibi nefis bir dolgu malzemesi koymuşlar. Sebzeli tuzlu dolgu malzemeleri de var, farklı tatlılar da var. İçeriğini tam bilemediğim tuzlulara hiç bakmıyorum. Kafe sakin, yan salona geçiyoruz.

Rende ampul
Küçük ama çok sevimli bir yer burası. Bildiğimiz mutfak rendesinin içine ampul koyup duvar aydınlatması yapmışlar. Sarkıt merdanelerle süsledikleri tavan avizeleri de çok yaratıcı! Renkler, müzikler gerçekten nefis bir ambiyans yaratıyor. Kahvelerimizi yudumlayıp kreplerimizle tıka basa doyuyoruz.

oklava avize
Yeri gelmişken söyleyeyim; Lviv'de gittiğimiz kafelerin hepsi birbirinden güzel. Hiçbirinin dekorasyonu diğerine benzemiyor. Ön plana çıkan estetik değerler gerçekten de insanın ruhunu okşuyor. Örtüler, tablolar, çikolata kokuları, kahve buğuları, şaraplar ve likörler...

Henüz İstanbul’dayken yer ayırttığımız “The Merry Widow / Şen Dul” operetinin biletlerini almamız lazım bugün. Sanki hayatımız boyunca bu şehirde yaşıyormuş gibi bu işi de kolaylıkla hallediyoruz. Opera Binası’nın içinde değil de yan sokağındaki 37 No’lu gişede satılıyor biletler. Yerimiz ikinci kat yan localarda. Bilet fiyatı 100 Grivna; sadece 20 TL. Sanata erişebilmek güzel şey doğrusu! En öndeki yerlerin fiyatı 1000 Grivna’ya yani 200 TL’ye kadar çıkıyor. Sonradan anlatacağım gerçi ama, ikinci ve üçüncü perdeyi en önden izliyoruz biletlerimizle. Turist olmak belki de şanslı olmayı gerektiriyordur.


Lviv’deki operaya İstanbul’dan nasıl rezervasyon yaptırdım?
Lviv'in muhteşem Opera Binası 
Kharkov’a gittiğimizde opera biletini aynı gün gişeden almıştık. Ama Lviv’de aynı gün yer bulmak pek de kolay değil. Önceden ayarlamak lazım. İnternetten oluyor bu iş ama
rezervasyon yaptırmak için de Ukrayna telefon numarası gerekiyor. Çünkü telefona karekod gönderiliyor. Peki bu sorunu nasıl çözdük? İnsan isteyince ve azmedince çözemeyeceği problem yok gerçekten de. Zira aradığımızda gördük ki, internette geçici Ukrayna tel numarası veren, bu tel numarası sayesinde karekod alabileceğimiz siteler var! Üstelik de hiç bir ücret almıyorlar!

Bilet işi de tamam olduğuna göre sokaklarda dolaşmaya başlıyoruz. Daha önce de söylediğim gibi her yer tarihi binalarla bezenmiş bir film platosu gibi. insan gezmeye doyamıyor.
Lviv Sokakları
Özellikle binaların avluları çok ilgimizi çekiyor. Binaların aralarında bizdeki apartman boşluklarına benzeyen alanlar var. Bu avlulara sokaklardan girilebiliyor. Kimilerinde camdan cama asılmış çamaşırlar, kimilerinde heykeller, kimilerinde sadece sessizlik ve belki bir tane kedi… Avlulara giriyoruz, avlulardan çıkıyoruz. Turistik yazılara konu olmayan bu isimsz mekanların bazıları park gibi, bazıları müze gibi. Çoğunlukla bir bakışta hikayelerini döküveriyorlar eteklerinden. Sadece görmek lazım, sadece görmek... 

Günlerden cumartesi ya bugün; etraf kalabalık. Hava güneşli, sokaklar aydınlık. Sanki titiz bir anne gelmiş de bütün sokakları sabun köpükleriyle yıkamış paklamış gibi. Arnavut kaldırımlı yolların her bir taşı ayrı parlıyor. Yürüdükçe yürüyesi geliyor insanın. Küçük dökme demirden çöp kutularının hiç birinin ağzından bir şey taşmıyor. Bir sağa bir sola bakarken zamanın nasıl geçtiğini anlayamıyorum bile. Yorgunluk da yok üstelik. Sanki büyük bir tatil köyünde dolanır gibi keyifliyim.

Lviv'de bir reklam çekimi
Aslında insanların giysilerine pek dikkat etmem. Ama burada birden fark ediyorum; genç yaşlı herkes ne kadar özgün ve şık! Bizde soğuk günlerde nasıldır giysiler? Genelde siyah, gri gibi koyu renklerde içi elyaflı kabanlar giymez miyiz? Polyester kumaştan parlak, su geçirmez montlar giymez miyiz? Burada insanlar kendilerini koyu renklere ve sentetiklere hapsetmemişler. Morlar, maviler, bordolar uçuşuyor sokaklarda. Ve insanlar sentetik olmayan, parlak olmayan ve birbirine benzemeyen paltolar ve ceketler içinde gerçekten de şık görünüyorlar gözüme. İbrahim'in lafı geliyor aklıma: “Herkes ne kadar da  bakıyor kendine!”

Şehir merkezindeki hiç bir sokaktan araba geçmiyor. Hiçbir tabela gözü yormuyor. Bütün sokak adları,taş binaların köşelerine  hem Kiril hem de Latin alfabesiyle, hep aynı kahverengi tonda ve hep aynı estetik harflerle yazılmış. Sadece bir tabela görüntüsüyle bile içimi kaplayan huzura ben de şaşırıyorum.

Sanki bütün şehir bir sanatçı elinden çıkmış gibi. Abartmıyorum; çünkü yaya geçitleri bile estetik detaylar düşünülerek tasarlanmış. Nasıl mı? Anlatayım efendim anlatayım.
Lviv Kaldırımları



Arnavut kaldırımları nasıldır? Bütün taşlar siyahtır, ya da koyu gridir değil mi?  Ve taşların hepsi aynı yöne bakar. Oysa bu şehirde taşları ya kızıl kahverengi kullanarak, ya da normalin tersi yönünde döşeyerek yaya geçidi sorununu basit ve estetik biçimde çözmüşler. Hoş bu yaya geçitleri olmasa da olur! Çünkü araba trafiği olan caddelerde zaten yayayı gören bütün sürücüler, sorgusuz sualsiz ve kornasız duruyorlar.

Sokaklarda o kadar insan var, ama kaldığım süre içinde cep telefonuyla bağıra çağıra konuşan birini gerçekten de görmüyorum. Şehirde genel olarak gürültüsüzlük hakim; sadece şarkı sesleri ve coşku çarpıyor gözüme.

İtalyan Pizzacı


Akşam İtalyan pizzacısına gidiyoruz. Ortam kalabalık, fiyatlar oldukça makul. Yemekten sonra soluğu tabii ki yine vişnecide alıyoruz. İnsan bu şehirde hep sokakta olmak istiyor. Evcimen ben bile sokaklarda olmaktan çok ama çok mutluyum.

Macera devam ediyor,

To be continued...






Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski