Lviv Gezi Hikayem -5 / Lviv'deki Evimiz

Lviv’in kalbi Rynok Meydanı’nda atıyor, bizim ev de bu meydanın tam dibinde. Taksim gibi burası; ama hayalini kurduğumuz, anılarımızda yer alan, betona bulanmamış, ruhunu koruyan Taksim gibi. Sanki Beyoğlu İstanbul’un turizm ve eğlence merkezi olmuş da Tarlabaşı’ndaki eski binaların hepsi restore edilmiş gibi.  Ve bu binalar turistleri ağırlıyormuş gibi... 
Lviv'de ilk sabah- güneş doğarken 

Pencereden pazar günü- Lviv
Tarihi bir binaya geliyoruz Yuri ile birlikte. Bina eski, ana kapısında dijital bir şifre var. Belli ki Sovyet Dönemi'nden kalma bir alışkanlık bu. Aklıma Kharkov'daki mekanik şifreli binalar geliyor.

Kapıdan girince inşaat pisliği her yer. Yerdeki nefis seramikler toz altında güzelliklerini saklamış. Dönen merdivenlerden çıkınca ilk katta yer alıyor ev. Dairenin kapısı eski. İçeriye giriyoruz, ve girdiğimiz anda sanki sırtımdan onlarca kilo yük kalkıyor. Ev gerçekten de çok sevimli; adımımı atar atmaz ısınıyorum buraya.

Evde nefis bir fotoğraf sergisi - Lviv
Dış kapıdan girince beyaza boyalı ikinci bir kapı daha çıkıyor karşımıza. Girişte solda tuvalet banyo var, gayet modern ve temiz. Hemen sağ tarafta yer alan boy aynasında kendime bakıyorum, mutlu bir ben var orada. Aynanın tam karşısında dekorasyonla uyumlu ahşap bir çerçevede güzel klasik bir tablo yer alıyor. Ve önümüzde genişçe bir mutfak uzanıyor. Koridor ve mutfağın yerleri eskitilmiş parke ile kaplı. Salonda ise eskiden kalmış çapraz geçmeli klasik ahşap parkeler değiştirilmemiş.


Lviv evimizin mutfağı
Mutfak tezgahı gayet temiz ve düzenli. Bardaklar, çatallar; iyi marka büyük bir buzdolabı, güzel elektronik bir ocak, mikrodalga fırın ve güzel bir çamaşır makinesi var.

Sol tarafta masa, arkasında bir raf. Rafın içinde Lviv’i anlatan objeler, süs eşyaları, toprak fincanlar. Onun yanında da kombi. Buradaki evlerin genelinde olduğu gibi dört metreye yakın tavan. Kapıdan bakınca göze çarpan upuzun bir pencere, camları ve pencereleri ise yenilenmiş, soğuk geçirmeyen cinsten.

Pencerenin geniş pervazı ve Lviv biraları





Pencerenin önünde bana çocukluğumu anımsatan masa gibi geniş bir pervaz bulunuyor. Çünkü duvarlar kalın. Zamanda yolculuk yapıyorum bir anlığına. Çocukluğuma doğru... İki katlı taş evin alt katındaki mutfaktayım sanki. O mutfaktaki pencereye, o pencerenin önüne, o pencerenin önünde ders çalıştığım zamanlara gidiyorum. Laz müteahhitlerin malzemeden çalmadığı zamanlara, insan hayatının paradan daha değerli olduğu zamanlara…



Yan tarafta kocaman bir oda var. Geniş, çok ferah, aynı yüksek camlardan bu odada da var. Duvarlar boylu boyunca sepya fotoğraflarla süslenmiş. Her biri sanatçı elinden çıkma belli ki. Nefti yeşil renkte kadife koltuklar, ceviz mobilyalar ve köşede tavana kadar uzanan dışı seramik kaplı soba... Demek ki bu yüksek tavanlı evler eskiden böyle ısınıyormuş. Kombiye geçseler de bu tarihi parçayı odada bırakmışlar. Şehirdeki müzeleri gördükten sonra bu sobayı neden atmadıklarını daha iyi anlıyorum. 

Retro soba- Lviv
Pencerelerde perde yok, çünkü odanın manzarası heybetli bir müze ile katedralin açıldığı geniş avluya bakıyor.

Lviv evimiz
Neredeyse Yuri’ye teşekkür etmek istiyorum. İyi ki öbür ev olmamış. Ying Yang işte. Her iyilikte bir kötülük, her kötülükte bir iyilik var.

Sonuçta tatlı ev sahibesi Natalie’ye parayı veriyoruz ve anahtarı alıyoruz. Hatta evden geçen pozitif enerjiyle Yuriye “Kusura bakma, biraz fazla gerildim!” bile diyorum. Turist olmak pozitif olmayı gerektiriyor demek ki...


Macera devam ediyor,


To be continued...




Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski