Hayatın yeni sürprizleri

Bazen hayat çok yavaş akar. Böylesi zamanlarda hayal kurarım bol bol. Öyle olsa derim, böyle olsa derim. Şurası da şöyle olsa derim, yok bu sahneyi baştan alalım derim. Detaylara dalarım. Hayalimdeki bütün  kahramanlar benim istediğim gibi davranır, benim istediğim şeyleri söyler. Sonra gözümü açtığımda, rutin gerçeklerin devam ettiğine tanık olurum. Yani hayat durağandır, hayallerim akar gider.

Bazen de ne hayal kurmaya, ne de düşünmeye zamanım olmaz. Çünkü hayat o kadar hızlı akar ki, sanki bir film sahnesi hazırlanmış da, oraya beni birisi arkamdan itmiş gibi hissederim. Hikaye bellidir, replikler bellidir. Önceden rolüme hazırlanmışım gibi direkt sahnede boy gösterirken bulurum kendimi. Yaşadıklarıma şaşırmak için bile vaktim olmaz. Sanki delişmen akan bir suda bir sal üzerinde kayar gibi, kenarda bekleyenlere gülümseyerek el sallar gibi... Ne bileyim; dışarıdan müdahaleye kapalı bir ortamda gibi. Ama korunaklı, güven hissini kaybetmeden akarken hissederim kendimi hayatın içine doğru... Bu aralar işte böyle geçiyor günlerim. Ekmek alırken bile tek tek ekmekleri inceleyip düşünerek karar veren ben, bu aralar bir nefes alımlık sürede radikal kararlara imza atıyorum. Ama içimden bir ses, “Bu kararlar doğru!” diyor, “Böyle devam et!”” diyor.

hayat sürprizlerle dolu
Mesela artısını eksisini hiç düşünmeden direkt mesleğimle ilgili bir işe başladım geçen hafta salı günü. Son beş senedir alarm kurmadan yataktan kalkan ben, son beş gündür altı otuz civarında uyanıyorum ve saat yediye beş kala gibi evden çıkarak yaklaşık 15 dakika yürüyüp otobüs durağına gidiyorum. Üstelik bunca yıllık iş hayatımda ilk kez otobüsle işe gitmeyi bilerek ve isteyerek göze alıyorum. Otobüs yolculuğu trafik yoksa bir saat sürüyor. Bu da uzun süredir günde 5-6 sayfaya düşen kitap okuma hızımın en az 10 kat artacağı anlamına geliyor. Pollyanna'nın Kadıköy şubesi yine iş başında anlayacağınız. Dert etmiyorum yani. Nitekim geçen hafta işe giderken Romantika'yı bitirdim, Beyaz Diş'e başladım. İki günde kitap yarılandı bile. Demem o ki, hayatın öğrettiklerini uyguluyorum. Ne demişti hayat:

“- Eğer önünde sadece tek bir yol varsa ve varmak istediğin yere sadece otobüs ile gidiliyorsa, konfor isteyen yanını sustur ve hiç düşünmeden atla o otübüse! Fırsatı kaçırma! Ama çantanda mutlaka bir kitap olsun!”

Şaşırıyorum kendime. Hani bir daha iş hayatına geri dönmeyecektim! Hani daha geçen aylarda “Yaşasın home ofis” diye şarkılar söylüyordum! Peki ama ne değişti? Cevap basit, hem de çok basit: 

Hayatımın yazıldığı senaryoda yeni bir bölüme geçildi. Karakterin baht dönüşü, peripeteiadurumu bu yaşadığım şey!

Senaryoda kahramanın yazgısında ani bir değişim olması, hayatının akışının farklı bir yönde gelişmesi anlamına geliyor peripeteia. Benim de yazgım değişti aniden. 5 Eylül 2017 itibariyle tekrar aktif, ev dışında akan iş hayatına döndüm. Ve bundan sonrasında neler yaşayacağımı gerçekten çok merak ediyorum. Peki ne hissediyorum? Öncelikle şaşkınım. Hem de çok şaşkınım. Dediğim gibi bir saniye içinde böyle bir karar aldım. Sonrasında hissettiğim şey heyecan. Evet özlemişim. Kumaş kokusunu, işçilerin hayatını, koşturmacayı, günde beş bardaktan fazla çay içmeyi, yemekte ne var demeyi, excel tabloları ile çalışmayı özlemişim. Sabah telaşında işe yetişmeye çalışan insanlar arasında olmayı da özlemişim sanırım. Evde yazarlık işlerimi hafta sonlarında yapmayı hedefliyorum. Tabii ki daha seçici olarak. Senaryo ve kitap yazma hayalim ise cebimde bekliyor. Bunu zaman gösterecek.

Komik bir durumdayım aslında. Biraz acemilik de var. Akşam yedi buçuğa doğru eve geldikten sonra yemek yapıp yemeği unutmuşum meğer. Elim ayağıma dolanıyor; az zamana çok iş sıkıştırmalı günlere alışmaya çalışıyorum. Yani buraya yazacak yeni yeni konular göz kırpıyor şimdiden.


Ne demiş atalarımız, hareket berekettir. Hayatın her sürprizini mucizeleriyle birlikte bütünüyle görmek gerekir. Haydi öyleyse vira vira hayata...

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski