27 Temmuz İstanbul Afetinde Yaşadıklarım

Resmen 1 dakika gecikmeyle dünkü afetten kurtuldum! Her zaman olduğu gibi; yani 17 Ağustos ve 12 Kasım depremlerinden de sadece şans eseri kurtulduğum gibi, dün de afete yakalanmaktan yaklaşık bir dakika zaman farkıyla kurtuldum! Bu konuda gerçekten çok şanslıyım, ve bu şansımın ne kadar değerli olduğunu biliyorum.

Dünü düşündükçe hâlâ ürperiyorum, anlatayım:


Hava durumu haberleri hep ilgimi çeker. Bu nedenle de Buluttan Bildiriyor hesabını severek ve yakından takip ediyorum. Yani dün akşam şiddetli yağmur yağacağını; hatta dolu, yıldırım, şimşek ve ani rüzgarlar olacağını biliyordum. Fakat dün yaşadığımız boyutta bir afet olacağını meteoroloji bile tam olarak kestirememişti! Ağaçların havada uçuşacağını, metal çöp konteyner' larının yerinden oynayacağını, asırlık çınarların bile yerle bir olacağını, camların patlayacağını hangimiz tahmin edebilirdik! Tahmin de edemedik zaten! Her şey bir anda olup bitti.
Çok korkunçtu, gerçekten çok korkunçtu yaşadığımız anlar. Yılardır İstanbul'da yaşayan biri olarak bir geçen sene 15 Temmuz'da tepemizden jetler alçak uçuşla geçerken ve camlar zangır zangır titrerken; bir de dün akşamki yaşanan tufanda bu kadar korktum! Umarım bir daha böyle şeyler başımıza gelmez!


1 dakika zaman farkıyla nasıl kurtuldum

Dün çok işim vardı, bilgisayarın başından bir türlü kalkamadım. Ama manava gitmem de lazımdı. Şunu da bitireyim, bunu da bitireyim derken saatin akşam altıyı biraz geçtiğini fark edemedim. Sonra "artık kalkmalıyım" dedim. Baktım hava hafiften kararmaya başlamış, bulutlar gelmekte. Yağmur başlayana kadar manava hızla gider gelirim diye düşündüm. Tam evden çıkıyordum ki, içime kurt düştü. Camları kapatayım ne olur ne olmaz dedim. Kapıdan döndüm ve camları tek tek kapattım. Sonra ayakkabılarımı giydim, ikinci kattan birinci kata indim. Birinci kattan 4 merdiven daha inip sokağa çıkılıyor. O merdivenleri inmeden önce eğildim baktım; yerler ıslanmaya başlamış. "Amaan boş vereyim şimdi manavı, ıslanmayayım boşu boşuna; buzluktaki kuru fasulyeyi pişiririm olur biter" dedim. Geriye döndüm, ama olayın boyutlarının henüz farkında değildim. Anahtarı çıkardım, kapıyı açmaya çalıştım. Tam o sırada telefonum çaldı. Yakınım arıyordu: “Sen neredesin?” diye sordu, ben de anlattım saf saf... “Manava gidecektim, baktım yağmur başlıyor, geri döndüm, şimdi kapıdan giriyorum” dedim. “Ben önüme çıkan ilk dükkana sığındım, aman dikkat et, pencerelerden uzak dur!” dedi. Yine anlayamadım neler olduğunu.

Post apocalyptic film sahnesi gibi manzaralar

Ayakkabılarımı çıkardım, salona girdim, aman Allahım o nasıl ses... Sanki çatılardan kocaman kocaman kiremitler düşüyor gibi! Pencerelere bir şeyler çarpıyor sürekli ve ben korkudan camlara yaklaşamadığım için bu şeylerin ne olduğunu anlayamıyorum! Sokaktan pat küt sesler geliyor, ama öyle böyle değil! Kalbim hızla çarpmaya başladı. Telefona sarıldım hemen. Neler olduğunu sordum yakınıma; bana pencerelerden uzak durmamı salık verdi. Koridorda bir o yana bir bu yana gezinirken bu kabusun bitmesi için yüksek sesle dua etmeye başladım. Bir ara ellerim titreyerek iki yudum su içtim. Kabus bitmek bilmiyordu. Kaç dakika sürdü bilmiyorum ama, o anlar o kadar uzundu ki... Eğer o iş de bitsin, şu iş de bitsin demeseydim ve bir dakika önce çıksaydım sokağa; olacakları hayal bile edemiyorum! Uçar mıydım, bir yerlerimi yaralar mıydım... Düşünmek dahi korkunç! 


Olay sonrasında “Post apocaliyptic” film sahnesi gibi görüntüler vardı sosyal medyada. Hani vardır ya Hollywood filmleri; aniden nükleer saldırı, hortum, fırtına, deprem gibi bir felaket gelir ve medeniyet yerle bir olur. Kıyamet sonrası korkunç tablo anlatılır bu tarz filmlerde. Dünkü görüntüler hiç de farklı değildi post apokaliptik hikayelerden. Devrilen ağaçlar, yıkılan vinçler, yerlerde cam kırıkları, yıldırım düşmesi sonucu çıkan yangınlar, suda yüzen araçlar, sel basan metro istasyonları...

Doğa ana bir tokat attı!

Evet, yine son sözü doğa söyledi. Belki de “Bunlar size son uyarılarım!” demek istedi. “Benimle bu kadar uğraşırsanız, neler yapacağımı o son teknoloji dediğiniz aletlerle bile tahmin edemezsiniz!” dedi. "Bırakın ormanları yok ederek yol yapmayı, bırakın artık her yeri binalarla doldurmayı!” demek istedi. Çok şey söyledi dünkü tokadıyla! Artık anlamak zorundayız! Anlamayanlara anlatmak zorundayız! Çünkü para denilen nesne, doğa karşısında sadece bir kağıt parçasıdır! Medeniyetse tek dişi kalmış bir canavar!

Ve bilmem farkında mısınız; iklim değişikliği gözümüzün önünde yaşanıyor bağıra bağıra ve tüm çıplaklığıyla! Temmuz ayında fırtınalar, seller, orman yangınları, kışın metrelerce kar! Hep birlikte beton bir dünyanın getirdiği felakete doğru yol alıyoruz!


Bu domates bir şeyler anlatıyor!


Ama umut hala var. Neden mi, çünkü domatesim yaşıyor! 

Çengelköy'deki asırlık çınar ağacı bile yıkılırken, benim penceremin önündeki bu domates sanki ulu bir bilge gibi ayakta! Sizce de bir şeyler anlatmıyor mu bu duruş, bu yıkılmayış? Dünkü tufandan sonra sadece bir kaç ezikle yaşamayı sürdürmeyi başardı! Hayatımda ilk kez, hem de küçücük bir saksıda yetiştirdiğim ve çok sevdiğim domatesim dünkü felaketten kurtuldu! Komşulardaki saksılar yerle bir olurken o yaşayabildi! Demek ki umut var; demek ki severek bir şeyleri kurtarabiliriz! 

Demek ki hâlâ dünyayı güzellik kurtarabilir!


Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski