İnsanlık zor zanaat!

Dün gibi anımsıyorum. Geçen sene bugündü. Cam masanın etrafında toplanmış bir proje kotarmaya çalışıyorduk. Toplantı uzadıkça uzuyor ama bir adım bile ilerleyemiyorduk. Zaten ilerlememiz de mümkün değildi. Çünkü mesele üzüm yemek değil, gerçekten de bağcıyı dövmekti. Üst düzey yönetici ve patronun olduğu çoğu iş toplantısında olduğu gibi egolar çarpışıyordu. Hatta çarpışmanın şiddetinden çıkan mavi kıvılcımlar neredeyse çıplak gözle görülebilir hale gelmişti.
Daraldığımı hissettim, sanki bir el boğazımı sıkıyordu. Bir an geldi, kendime yabancılaştım. İçimdeki benliğim, korumaya çalıştığım ruhum adeta isyan ediyordu. Bu insanlar ne yapmaya çalışıyorlardı, emek neydi, sevgi emekti, yok bu replik Selvi Boylum Al Yazmalım'daydı.
İyi de emek neydi? Bir patronun egosuna ruhunu teslim etmek miydi?

Artık konuşmaları uğultu şeklinde duymaya başlamıştım. En son hatırladığım cümle, patronun “ben olsaydım böyle yapmazdım”şeklindeki “müstehzi” yorumu oldu. Burada bilerek bu kelimeyi kullanıyorum, zira “ alaycı” demek istemiyorum, çok ağır geliyor düşündükçe şimdi bile. “Madem beğenmiyorsunuz, siz yapın o zaman” deyip o cam masadan nasıl kalktığımı hiç bilmiyorum. Sanırım saniyeden de kısa bir andı. Çantamı aldım, ceketimi aldım, fırlayarak uzaklaştım ortamdan.
Sahi emek neydi, emek bir patronun iki dudağının arasından çıkacak “onay” sözcüğüne bağlı değersiz bir şey miydi?

O gün yağmur yağıyordu, hava soğuktu. Saatlerce dolaştım sokaklarda. Bir bozacıya girdim, kenar masalardan birine oturdum. İlk kez boza içtim o gün, üzerinde leblebi ve tarçın vardı. Güzeldi, tatlımsı ekşiydi tadı. Tıpkı hayat gibi, hem tatlımsı, hem de ekşimsi... Üzeri tarçınla tatlı, dibi bozayla ekşi. Cicim ayları sona eren evlilikler gibi, iş yerindeki ilk ayda kişiye misafir muamelesi yapılması gibi...
O gün ne acayip bir gündü, yağmur, göz yaşı, tekrar yağmur birbirine karışmıştı... Çok üzülmüştüm, hıncım içimde düğümlenmişti... Sonra bir ayakkabı ustasının dükkanına girip kendime bir çift bot siparişi vermiştim. Ayağımın ölçüsünü alırken üzüntülü halimi soran ustaya “bugün işi bıraktım” dediğimde usta “yapma vazgeç” demişti. Sonra o ayakkabı hep ayağımı sıktı, o gün bugündür belki de hiç giymedim...

İnsan emeğini korumalı, insan insan olmayı korumalı. Belki birgün bu düzen değişir. Umarım değişir. Birileri parası var diye emrinde insan çalıştırmaz. İnşallah birgün sosyalizm gelir, herkes eşit olur. Sosyalizm gelsin diye dua da ettim ya bugün, artık sözün bittiği yerdir bence bu nokta...

Demem o ki, insanlık zor zanaat be dostum, gerçekten zor... 

Yorum Gönder

Daha yeni Daha eski